Salı, Ocak 27, 2009

Şahsi Tarihte Bugün 9

Şahsi tarihte bugün, ben biyoluminesantım. En koyu karanlıkta bile kendi kendimi aydınlatıyorum.

En Saçma Şey Hayattır

Bir an düşündüm de hayattaki en saçma şeyin hayat olduğuna karar verdim. Her şey bir toz ve gaz bulutuyla başladı ki bu bulut inorganikti. Sonra gazlarla tozlar samimiyeti ilerletti, kaynaştı, sıkıştı, katılaştı ve nereden estiyse bir gezegen olmaya karar verdiler ki kendisi koca bir taş yığını olduğundan o da inorganikti. Büyük ihtimalle zaman geçtikçe canları sıkıldı. Çünkü artık birbirlerine anlatacak bi'şeyleri kalmamıştı, bütün zincirleme reaksiyonlar çok sıkıcıydı ve her şey feci şekilde rutine binmişti. Sıkış, yörüngeye otur, güneşin etrafında dön, ay senin etrafında dönsün, arada bir sallan deprem yap, oradan deniz çıksın, buradan dağ fışkırsın... Hep aynı şey. Bu yüzden, sadece yeni bi'şey denemiş olmak için, ilksel çorba diye bişey yaptılar ki bu da inorganikti. Ve karıştırmaya başladılar. Bir süre böyle eğlendiler. Karıştırdılar, karıştırdılar, o kadar karıştırdılar ki çorba sapıtıp aminoasit diye bi'şey üretti, oradan da nasıl olduysa organik bi'şeyler oluştu.
Bakteriydi, böcekti derken, gezegen bir de baktı ki üzerinde birileri koşturup duruyor. Mağara duvarına bizon resmi, topraktan kase, avcılık, toplayıcılık falan derken medeniyet diye bi'şey yapmışlar onunla oynuyorlar. Önce bir dellendi gezegen, debelenebildiği kadar debelendi bu yaratıkları üstünden atmak için. Kıtalar, okyanuslar birbirine girdi. Olmadı buzul diye bi'şey icat etti ortalığı dondurdu, kesmedi. Bünyeyi aşırı ısıttı kuraklık oldu, işe yaramadı. Ama vazgeçmedi. Bu koşturan şeyler her ne kadar kalabalık olsa ve gezegen tek olsa da mücadeleye devam etti, hala da ediyor. Mücadelenin dışında bir de bu hayata hayret ediyor.
Hayat ne tuhaf aminoasitler falan...

Pazartesi, Ocak 26, 2009

Şahsi Tarihte Bugün 8

Şahsi tarihte bugün, ben penguenim. Uçamıyorum :,(((

Sonuna Kadar İnkar

Ruh dediğin gerizekalı bi'şey sevgili psikiyatri dünyası ve değerli psikozlular. Kendini korumak için türlü mekanizmalar geliştiriyor. İlk ve en çok başvurduğu yöntem de inkar. Lakin ruhun salaklığının en belirgin kanıtı tam da bu mekanizma.
Misal ne yapıyor? Hasar göreceğine dair en ufak belirtilerin bile varlığını reddedip, görmezden geliyor. Zannediyor ki redderse inkar ettiği o şey gerçeklikten çıkar. Görmezden gelmese kafasına göre başka bi'şeyle rasyonelleştirip olmadık bir mana yüklüyor, müreffeh yarınlara koştuğunu sanıyor.
Lakin kazın ayağı öyle değil. Çünkü o inkarlar kredi kartıyla taksitli alışverişler yapmışçasına birikiyor. 10 liradan 5 liradan ne olur denen bakiyeler birikip içinden çıkılamaz bir toplama ulaşıyor, üstüne bir de faiz biniyor... İşte ruh denen bilinçsiz tüketici de böyle yapıyor sevgili psikolojiseverler. İnkar mekanizmasını kullanarak öteleyip ittirdiği her şey masif bir gerçeklik kütlesi olarak kafasına düştüğünde hasarın allahını görüyor. Halbuki yılanın başını küçükken ezse hiç böyle bir derdi kalmayacak, kabul ve telafi edilebilir hasarlarla kapatacak işi. Ölümcül yaralar almaktansa ufak sıyrıklarla atlatıp, üstündeki tozları silkeledikten sonra devam edecek ne yapıyorsa.
Fakat dediğim gibi ruh salak. Akıl-mantık kardeşlerin kurduğu "vicdanın sesi" adlı grubun "sağduyu" adlı eserini dinlese bunlara hiç gerek kalmayacak. Ama nerede onda o izan? Varsa yoksa inkar, sonuna kadar inkar!
Mal!

Buldum Buldum...

Gün geçmiyor ki bilimde bir çığır açmayayım sevgili bilimperverler. Çünkü bilimde ilerlemenin önüne geçilemiyor, engel olunamıyor bilime.
Malumunuz insanlık uzun süre olmadık şeylere inandı bilimsel olduğu gerekçesiyle. Mesela dünya düz sanıldı yıllarca, ya da maddenin en küçük parçasının atom olduğu. Lakin aynı bilim tam tersini kanıtladı zamanla.
Ben de böyle bir keşif yaptım işte derin düşüncelere daldığım bir anda. Sevgili dostum, büyük düşünür ve bilimin önde giden neferi Douglas Adams'ın "Otostopçunun Galaksi Rehberi" serisinden bir eseri yeniden okuyordum. Uçmanın aslında bir sanat olduğu ve kendinizi yere atıp yeri ıskalamak temeline dayandığını söylüyordu rehber. (Ki ben rehberin her söylediğine inanırım.) O anda uzun zaman önce aklıma gelmiş ve karmaşık beynimin dehlizlerine itelenmiş bir düşüncem aklıma geldi. Yer çekimi olduğunu sandığımız şeyin aslında gök itimi olduğunu buldum. Daha doğrusu zaten bulmuştum da hatırladım diyelim.
Buluşumu deneyle ispatlamaya gerek duymuyorum çünkü deney gerektirmeyecek derecede aşikar bunun böyle olduğu. Bir nesneyi boşluğa bırakın, yere düştüğünü göreceksiniz. İşte bu ispat! Gök itmese bir nesne nasıl aşağı doğru hareket edip yere düşer ki?
Çığır açacak yeni bir buluşta görüşünceye dek bilimle kalın sevgili bilimşinas kişiler.

Pazar, Ocak 25, 2009

System Failure

Üstünüze afiyet benim kafa gitti. Her zaman konuşurken ya da yazarken saçmalayan biri olmuşumdur. Kelimeleri karıştırırım, harfleri karıştırırım, heceleri karıştırırım. "Evet" yerine "vete" yazarım mesela ya da "tencere kaparlanmış yuvağını bulmuş" veya "diş sıkını derim" çeşitli atasözleri ve deyimlerimiz yerine. Ya da hardalın adı gelmez aklıma mayonezin sarısı diye bi'şey çıkıverir ağzımdan. Ama bu sefer kendimi aştım.
Daha önce hesap makinesi araken "anne süpermen nerede" diye bir cümle kurmuştum ki bunun kendi içinde bir mantığı olabilir. Ben dört işlem konusunda gerizekalıyken küçücük bir aletin pek çok işlemi yapabilmesi vesilesiyle aletin süper olduğunu düşünmüş olabilirim. Bilincimin dehlizlerinden süzülen bu düşünce böyle bir cümleyle ifadesini bulmuş olabilir. Lakin; dilimin ucundaki "kağıt havluyu banyoya koymuştum" cümlesinin ağzımdan "hepsini mutfak robotuna atmıştım" olarak çıkmasına bir anlam vermekte çok zorlanıyorum.
Sistem böyle error verirken restart falan kesmez, resetlemek lazım herhalde.
Hmmm...

Şahsi Tarihte Bugün 7

Şahsi tarihte bugün, ben boş ve kararsız bir pilim. Geri dönüşüme de girebilirim yeniden şarj da edilebilirim. Çevre kirliliğine katkım olmaması için yeniden şarj olmayı deneyebilirim.

Dönemim Geldi

Dönem dönem insanlar bi'şeyleri sorgulama dönemine girer ya... Hah işte! Ben öyle bir döneme girdim. Bi'şeyleri ayıklayıp atmaya, bazı şeyleri anlamlandırıp saklamaya çalışıyorum. Ara sıra küçük küçük temizlikler yaptığımdan genelde yorulmam böyle şeyler yaparken. Ama bu sefer büyük temizlik zamanı gelmiş çünkü ben biraz ihmal etmişim bu işi.
Bazı şeyleri görmezden gelmişim, anlasam da anlamamış gibi yapmışım, aman bir köşede dursun sonra hallederim demişim. Ama pek iyi yapmamışım. Görmek istediğim gibi görmüşüm çok şeyi, olduğu gibi değil. Anlık hasarlardan korunmak için kalıcı hasarlara kapı açmışım, haberim yokmuş. İnsan kendini niteleyen sıfatları yok sayıp kendini delirtebiliyormuş mesela. Başkalarına çeşitli payeler verirken kendimi ihmal etmişim. Maskeler takmışım yüzlerine, kendimi inandırmışım. Gerçekten özel oldukları için değil ben öyle gördüğüm içim kıymetlerini abartmışım. Sırf bu yüzden hayal kırıklığına uğramışım, maskelere kızmışım.
Şimdi de kendime yöneldi öfkem. Çünkü tüm bunları aslında ben kendime yapmışım, izin vermişim. Tembellik mi etmişim korkaklık mı onu bilemiyorum ama bütün bunar geçip öfkem yatıştığında çok güçlenecekmişim.

Hayat ne enteresan, dönemler falan...

Cumartesi, Ocak 17, 2009

Peter Pan Olacaktım...

Asla olmaz dediğin şeylerin olabileceğini kabullendiğin an büyüdüğün andır. Köşelerin törpülenip yuvarlak hatlara dönüştüğünü görmeye başladığında büyümüşsündür. Hayatın kafandaki gibi olmadığını, olmaz dediklerinin olabileceğini, yapmam dediklerini yapabileceğini, istesen de istemesen de kabullendiğin andır büyüdüğün an. Bazı şeylerin varlığını reddetmenin onları yok etmediğini, aslında her zaman orada olduklarını gördüğün an büyürsün. "Hayatta" diye başlayıp "yapmam, etmem, gitmem, yemem..." diye biten kocaman cümleler kurmak yerine basitçe "hayatta her şey olabilir" dediğin an büyümüşsündür. Ve büyümek acı verir. Yapabileceğin tek şey bunu sakince kabullenmektir, ilk dalganın geçip gitmesini beklemek. İlk dalga hep en kötüsüdür. Zamanla dalgalar küçülüp etkisini kaybeder. Olgunlaşırsın.

Hayat bu.
Hayatta her şey olabilir.
Herkes her şeyi yapabilir.
İnsanlar büyür.

Büyüyorum.



Büyümeyen kirpi müdahalesi: İstemese de büyüyen herkes için büyük düşünür Serdar Ortaç'tan gelsin;
"Hayaaaaat beni neden yo ru yosuuuun..."

Cuma, Ocak 16, 2009

Şahsi Tarihte Bugün 6

Şahsi tarihte bugün, ben sakar bir terziyim. Kendi söküğümü dikemiyorum. Başkalarına güzel elbiseler dikiyorum ama kendi söküğümü dikmeye çalışırken hep kendime batırıyorum iğneyi.

Perşembe, Ocak 15, 2009

Şahsi Tarihte Bugün 5

Şahsi tarihte bugün, ben rezene çayıyım. Sindirim sorunu olanın sindirimine yardımcı olurum. Gerekirse gazı olanın gazını alırım. (Yürü be!)

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Sıkıntının Yaptırdıkları

Abi çok sıkılıyorum ya, öyle böyle değil. Ne yaptıysam oyalanamadım. Biraz bi'şeyler izledim, bi'şeyler okudum, oynarım diye oyun indirdim bi bok anlamadım oyunu sildim, dizi izleyeyim dedim site bozulmuş mu ne olmuşsa açılmıyor, hava bir garip...
Velhasıl kelam sıkıntıdan şiir yazdım;

Sıkılıyorum
Sı-kı-lı-yo-rum
SıkılıyorumSıkılıyorumSıkılıyorum
SıkılıyorumSıkılıyorumSıkılıyorum
SıkılıyorumSıkılıyorumSıkılıyorum
Sıııkııılııyorum
Sıkılı-yorum

Bir de haiku yazdım 6 heceli;


Kı lı
Yorum
Ben...

Sanatla yoğrulmak da geçirmedi sıkıntımı. Daha ne yapayım ben?

Üfffff!

Şahsi Tarihte Bugün 4

Şahsi tarihte bugün, ben sadece gözlemciyim. Etrafımda bi'şeyler oluyor, katılmıyorum. (Muhalefet.) Neler olduğu beni ilgilendirmiyor, ilgisizce bakıyorum sadece. (Hava muhalefeti.)

Vakanüvis Kirpinin Notu:
Hava Muhalefeti: Bir insanın çok havalı olduğu için her şeye muhalefet etmesi durumunu tanımlayan tamlama.
Hava muhalefeti yapan kişi için bkz;
Artis! (Ünlem önemli.)

Hafızam 0, Omega 3

Sabah işe gelirken aklımda bi'şey vardı "ay hemen gideyim de şunu yazayım" dediğim. Lakin unuttum, eser miktarda bir fikir bile kalmadı aklımda ne yazmayı düşündüğüme dair. (Hayata dair, sevgiye dair, dostluğa dair her şey bu frekansta sizlerle.)
Sık sık oluyor böyle şeyler, unutuyorum her şeyi. Daha doğrusu unutmamam gereken her şeyi. Esamesi kalmıyor kafamda. Unutmam gerekenlerse baki kalıyor zihnimde. Ne saçma şey. Gereksiz şeyler kafamda fazla yer tuttuğu için mi gereklileri unutuyorum, yoksa algıda embesillik mi bu bilemedim.
Omega 3 iyiymiş hafıza için. Denemek lazım. Ne de olsa hafızam 0, omega 3. Üç sıfırdan büyük olduğuna göre hafızam için iyi bi'şey olabilir bu.
Matematiğim de çok kuvvetli.
3>0
Yürü be!

Salı, Ocak 13, 2009

Cuma, Ocak 09, 2009

Bu Ne Yaman Çelişki

Uzun zaman olmuş bu fotoğrafı çekeli. (Tam ne kadar olduğunu bilmiyorum.) Bir anda aklıma geldi. "Bu ne lan?" demiştim ilk gördüğümde, "büyük bir pazarlama hatası." Eski patronum geldi aklıma birden, deli olur çünkü böyle şeylere. Kulakları çınlasın.
Bak bak...

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Dönerci misin fasulyeci misin?
Esnafın dilemması.

Şahsi Tarihte Bugü Niki

Şahsi tarihte bugün, ben ulamayım. Aslında gayet kolay anlaşılacak basitlikteyim. Ama bazen anlaşılmıyorum, örneklerle açıklanmam gerekiyor anlamayana.
Bugün ulamayım, yarın ulemayım belki, kim bilir...

Babil'in Ömrü...

Sabah aklımda bir soruyla uyandım. Canımdan çok sevdiğim arkadaşım Douglas Adams'ın (Kısaca DNA diye bilinir) "Otostopçunun Galaksi Rehberi" adlı seri şaheserinde adı geçen "Babil balığı" ne kadar yaşıyor acaba? İşte bu soru vardı uyandığımda kafamda. Sonra soru soruyu getirdi. Bu balık öldüğünde ne oluyor? Kulakta çürüyüp sisteme mi karışıyor yoksa direkt olarak dışarı mı atılıyor? Ya da öleceğini hissettiği zaman kendi kendini dışarı mı atıyor? Atalarının mezarlarına gidip orada ölümü mü bekliyor? Ya da normal ölüyor mu öyle?

Babil balığının ömrünü düşünürken aklım bana yeni oyunlar oynadı ve yeni sorularla doldu kafam. "Leyleğin ömrü iki laklak" derken kasıt iki laklak arası süre midir yoksa iki laklak toplamı olan süre midir?

Bunları merak ediyorum şu an. Huzursuz ve tedirginim. Soru soruyu getiriyor, halbuki cehalet ne büyük mutluluk.

Bir sorular ve sorunların daha sonuna geldik. Tekrar görüşünceye dek ikircikli kalın canlarım.

Perşembe, Ocak 08, 2009

Julio, Ben ve Çığır Açan Buluşlar

Aziz dostum Julio Cortazar bir eserinde diyor ki;
"Önemli buluşlar en beklenmedik yerlerde ve şartlarda yapılır. Newton'un elmasına bakınız, şaşılacak gibi değil midir? Bana da böyle bir şey oldu, bir iş toplantısının ortasında nedenini bilmeden kediler geldi aklıma, gündemle hiçbir ilgisi yoktu kedilerin- ve ansızın kedilerin telefon olduklarını buldum. işte bu kadar, tüm dahiyane buluşlar böyle olur."

Ben de böyle bir buluş yaptım bugün. İşten eve dönmeye çalışırken, şarkıların aynı anda hem uzunluk hem zaman birimi olduğunu buldum. İstanbul gibi bir şehirde kıtadan kıtaya geçmek 1 şarkı sürerken bir semtten diğerine geçmek yaklaşık 17 şarkı sürüyor. Ne enteresan değil mi? Doğanın kanunları işte... Akıl sır ermiyor.

Bilimde ve insanlık tarihinde çığır açacak başka keşiflerde görüşmek dileğiyle, rasyonel kalın.

Not: "Kuantum mekaniğinde can sıkıntısı geni ve antimadenin salınımı" adlı eserim çıktı, aldınız mı?

Şahsi Tarihte Bugün 1

Şahsi tarihte bugün, ben solungaçları tıkanmış bir balığım. 1 saat 1 gün gibi, 1 gün hiç geçmiyor. Çünkü bedenim burada, zihnim paralel bir evrende, zaman feci şekilde göreceli.

Teknoloji Gerzeğinin Yakarışı!

Üniversiteye girme çalışmaları yaparken sosyeloji, piskoloji ya da teknoloji gibi bir bölümde okumak istedim. Deli olurum diye piskolojiden, sıkılırım diye sosyelojiden vazgeçtim. Ama sosyallikten hiç vazgeçmedim, bunu bilesin. Piskolojiden de anlarım biraz. Ama teknolojiyle iki yabancıyız birbirimize. Çünkü teknoloji diye bir bölüm yokmuş :((( O yüzden asla anlayamadım teknolojiyi.
Bilişim ve tıp dünyası! Size sesleniyorum. Teknolojik nesneler konusunda gerizekalıyım ve bunu ancak siz çözersiniz nöroloji ve teknoloji dehaları. Bir çip yapın ve beynime yerleştirin ki bu nesneleri anlayabileyim. Çokgelişmişüstünteknolojikkompüterlibilgisayarımı tam randımanlı kullanabileyim mesela. Sadece mail al-yolla, internette gez, mesincırda yazış fanksiyonları dışında da bi'şey yapabileyim en azından bazı uygulamaların ya da proramların ne işe yaradığını anlayabileyim. Mal mal bakmayayım monitörüme. Ya da ne bileyim wordde boş dökümana yazı yazıp kadetmek dışında da şeyler yapabileyim. Kod yazayım bazen ya da hacker olayım zaman zaman. Öyle olmasam bile ne bileyim anlayayım işte biraz bu muammayı.
Müşkül durumdayım :(((

Deneme

Günce!
Bu bir denemedir. Mail gidiyor mu gitmiyor mu onu kontrol edeceğiz.
1 2 3 deneme!
Mersi.

Eklenti: Günce!
Gitmiş mail.
Rahat!

Sayın İnsanoğlu, Neden Yazı?

Geçen gün kendi kendimi sorguladım sevgili günlük. İçimdeki çocuğa döndüm, "neden yazı?" dedim. "Niye sürekli bi'şeyler yazıyorsun, ne gerek var?" dedim. Ve hemen cevabı yapıştırdım. "Çünkü yazı benim için nefes almak gibi, kendimi ifade ediş, hayatı yorumlayış, varoluş biçimim, sanatla yoğurduğum düşünceleriminin izdüşümsel dışavurumu" dedim. "Yazıyorum öyleyse varım, yazı-yorum öyleyse varım" dedim.
Şaka lan, öyle demedim. "Hiiiç canım sıkılıyor, yazıyorum öyle" dedim. Kendi kendime konuşsam deli derler, bi'şeyler yazınca kimse ilişmiyor lan günlük. "Sanatçı ruhlu kız tabii, yazıyor ne güzel" falan diyorlar. Ahahaha. Bana! Arada da mesela "bilmem nereden bişey yazısı istediler, ben hiç anlamam, sen yazar mısın?" diyen çıkıyor. Hemen diyorum ki "ay şekerim keşke yazabilsem ama yazamam çünkü "writer's block" (iki elimin işaret ve orta parmaklarıyla tırnak işareti yapıyorum bunu derken) oldum, mümkün değil bi'şey yazmam" diyorum vakarla karışık kibir ve yaratamayan bir sanatçının buhran dolu ifadesiyle.
Bu yazı dediğin şey de zaten can sıkıntısından çıkmış bence. sonradan "medeniyet yazıyla başladı" falan diye havalı bir kulp taktılar. Ne alakası var? Mağara adamı dediğinin yapacak işi gücü yok. İnternet yok, pileysteyşın yok bi'şey yok o zaman. Bütün gün çayırda çimende yayılıyor arada bizon falan vuruyor, kadınlar ottu meyveydi topluyor... Toplasan 1-2 saatlik iş. E gün 24 saat. Ne yapsın bu adam? (Ya da kadın?) Bütün gün oturuyor mağaranın önünde, sıkıntıdan yerleri eşeliyor elinde bir sopa. Öyle mamuttu, kuştu, ağaçtı, böcekti çizerken yavaştan sallamaya başlıyor detayları, basit çizgilere indirgiyor. İcat oldu mu sana yazı?
Medeniyetmiş... Ne medeniyeti be? Hepsi can sıkıntısından.
Valla bak!

Salı, Ocak 06, 2009

Social Underground Sins ya da Durumdan Çıkan Vazife

Bir grup cin yavrusu arkadaşım var. Kendileri metin yazarlığı, sanat yönetmenliği, şarkıcılık, çalgıcılık efendime söyleyeyim çeşitli alanlarda sanatçılık işleriyle iştigal eden kişiler. Bunlar durmuşlar durmuşlar, gidişata, olan-bitene bakmışlar, darlanmışlar, ve en sonunda da patlamışlar. (Farklı disiplinlerden sanatçıların can verdiği projeye bidivbidivbidiv...) Durumdan vazife çıkartıp gidişata bir dur demek, durduramasalar bile sekteye uğratmak için ellerinden geleni ardlarına koymamışlar ve bir oluşuma soyunmuşlar.
Oluşumun adı "Social Underground Sins", kısaca "S.U.S. (Dilimizden utanmıyoruz?!) Kendilerinin bir olduğu yetmemiş fotoğrafçısından şairine ressamından yönetmenine sanatın çeşitli dallarıyla haşır neşir olan ne kadar arkadaşları varsa onların da akıllarını çelmişler, peşlerine takmışlar. (Hepsi de ikna kabiliyeti yüksek, ekip çalışmasına yatkın, prezenatbıl gençler.) Bir sitayiş, bir nümayiş... Oturup karar vermişler ve demişler ki;
"S.U.S. tasarımcı, sanat yönetmeni, yazar, reklam yazarı, fotoğraf sanatçısı, stratejist, sinemacı, müzisyen gibi farklı disiplinlerden gelen kişilerden oluşan bir topluluktur.
1964'de Ken Gerland tarafından hazırlanan ve 100 tasarımcı tarafından altına imza atılan "First Things First" manifestosunun 2000'li yıllarda Türkiye'deki mecburi yansımasıdır."

Bazı çalışmalarını burada yayınlıyorum, yakında kendi sitelerini açacaklar ki asıl orada göreceğiz ne haylazlıklar yaptıklarını.
Misal şöyle bir sticker yapmışlar;

Böyle böyle yapıştırmışlar;



Sonra mesela youtube sansürüne kızmışlar, şöyle bi'şey yapmışlar;


İşte böyleyken böyle. Gençler düşünmüş, yapmış bize de beğenip desteklemek düşer. "First things first" de nedir diyenler de bir zahmet google ya da ekşisozluk'e soruversinler. Her şeyi devletten beklemesinler.

Büyüklerimin gözlerinden, küçüklerimin dizlerinden öperim. Afacan kalın.

Cuma, Ocak 02, 2009

Ama Arkadaşlar İyidir

Kitapları çok severim. Annem hep anlatır, uykum geldiğinde evdeki kütüphanenin raflarından birine girip orada uyurmuşum küçükken. (Kütüpanne beni bağrına bas.) Bazıları biraz aşırı bulabilir bu sevgiyi. Bence gayet makul, sonuçta kitap en iyi arkadaştır.

Ama en az kitaplar kadar sevdiğim bir başka güruh daha var ki onalara da "yazarlar" diyoruz. Bunlar benim en yakın arkadaşlarımın bir kısmını oluşturuyorlar. Diğer bir kısmını da bazı roman kahramanları oluşuturuyor. (En diğer bir kısım arkadaşım bu sebeple benim manyak olduğumu iddia ediyor.)

Misal kendisiyle evrende maceradan maceraya koştuğum biriciğim Douglas Adams ve kedilerin telefon olduğunu bulan mucit arkadaşım Julio Cortazar; evlensem nikah şahidim olacak kadar yakın arkadaşlarımdır. İkisinin de rahmetli olmuş olması bir sorun teşkil etmiyor nazarımda. İki elleri kanda olsa gelirler. Ya de en yakın arkadaşlarımdan olan Alper Canıgüz'ün bu arkadaşlığımızdan haberdar olmaması beni bozmuyor. Ben onları candost bilmişim sonuçta, kime ne?

Şeffalık politikam gereği yazar ve roman kahramanı arkadaşlarımla ilişkilerimi açıklıyorum!

Douglas Adams: En yakın arkadaşım, en sevdiğim insan. Hayranlık duyduğum bir yazar aynı zamanda. Öldüğü her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor.

Marvin The Paranoid Android: Gezegen kadar beyniyle aklıma takılan şeylerde bana çok yardımcı olan bir arkadaşım. Lakin çok depresif olması ilişkimizi bazen çıkmaza sokuyor. Birbirimizi uzaktan seviyoruz.

Hayyam: Ne zaman umutsuzluğa kapılsam, mutsuz olsam elime bir kadeh tutuşturup "dünya fani" diyerek içimi rahatlatır. Sonra beraber sarhoş oluruz. Hem sanatçı hem bilim insanı, bir de komik adam... Bayılıyoruz birbirimize.

Julio Cortazar: Dostum olmasının yanında rehberim, akıl hocam, cancişim ve bayılarak okuduğum bir yazar.

Agatha Christie: Arkadaşım değil, (Kitaplarının üstündeki fotoğrafı yüzünden kendisinden korkuyorum.) sadece sevdiğim bir yazar.

Miss Marple: Direkt kankam, yaşlanınca olacağım kadın.

Lawrence Block: Bernie Rhodenbarr gibi bir adamı yarattığı için sevdiğim bir insan. Yazar-okur çerçevesindeki ilişkimiz gayet seviyeli. Lakin Bernie için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Bernie Rhodenbarr: Biriciğim. Roman kahramanı olması dostum olmasını asla engellemedi. Ne zaman başım sıkışsa, moralim bozulsa, canım sıkılsa Caroline kankamızı da kapar yanıma koşar. İki tek atar havamızı buluruz.

Daha çok var aslında arkadaşım, ama çok üşendim daha fazla yazmayacağım. Belki sonra...

Hayırlısı.

Herpes Simplex ve Psikolojik Çözümlemeler

Hayatta uçuk nedir bilmezken uçuksuz yapamaz oldum. Her daim dudağımın bir kenarında bir uçuk, görsen uçukla doğdum sanırsın. O denli bütünleştik.
Bu herpes simplex denen zibidi bir kere yerleşti mi bir daha ölsen çıkmazmış bünyeden. Çalışmak nedir bilmeyen, alkolik kocalar gibi kurulurmuş bir güzel, bir daha da kıpırdamazmış yerinden. İt!
Bu sorunun kökenini bulmak için çocukluğuma indim ve şu sonuca vardım;
Annem evde hayvan beslememe izin vermediğinden (Hayvan derken kedi, köpek, fil, maymun, kaplan vb. beslemek istedim. Kuş, balık falan olsa sorun değil, izin verirdi onlara.) ben de kokmayan bulaşmayan (Çelişkili bir ifade oldu sanki. Bulaşmayan virüs?!) minik bir hayvan olan virüslerde bulmuş olabilirim çözümü.
Sokak kedisinin virüs camiasındaki muadili olan herpes simplex, benim karşılayamadığım kedi ve diğer tüylü hayvanlar isteğimin temsili milis kuvveti olabilir.

Bir gizemi daha çözdüm, gururluyum!